ANASAYFA
 
    Yaşama Sanatı
 
    Yaşam Sanatçılığı
 
    Kurum Özgeçmişi
 
    İletişim
 
    Seminer Kayıt
 
    Seminer Hatıraları
 
    Bir Seminer Sonrası
 
    Kitaplık
 

 
 
Duyurular

Ziyaretci Defteri
OKU | YAZ

Noktanet Tasarım  & İnternet Hizmetleri

Yaşamak Sanattır, Gerçekten...
 
Mutluluk! Binlerce yıldan beri insanları meşgul eden ne efsanevi bir sözcük öyle! Hayattan mutluluk istiyoruz, öyle ki bazen bütün ömrümüz onu beklemekle,  iç huzuru hissetmek ve mutlu bir şekilde yaşamak için yanıp tutuşmakla geçiyor. Hayatın akışına sorunsuz katılmak ve onun keyfini tam anlamıyla çıkarmak için can atıyoruz. Kıt kanaat geçinebilmek için mücadele eden sıradan insanlardan tutun, her şeyi satın alabilecek kadar güçlü, para sahibi nüfuzlu kişilere, genç ve sağlıklı insanlardan ölüm döşeğindeki zayıf hastalara, ünlülerden ünsüzlere, hangi ırktan, cinsiyetten ve dinden olursak olalım hepimiz bir şeyin, bir gizin arayışı içindeyiz. Yaşadığımız kentin geniş bulvarlarında, caddelerinde, sokaklarında, çok katlı alışveriş merkezlerinde, mağazalarda, ışıl ışıl otel salonlarında, apartmanlarda, alçak tavanlı odalarda, gecekondularda, varoşlarda, köylerde, kasabalarda, yaşlısı genci, köylüsü kentlisi, eğitimlisi eğitimsizi, bizim mahalleli sizin mahalleli, hepimiz neyi istiyor, neyi arzu ediyoruz? Halimizden memnun olmayı, yaşamdan zevk almayı, mutlu ve huzur içinde yaşamayı diliyoruz. Yaşamın rahatsız edici çatışmalarından, sorunların getirdiği kaygı ve umutsuzluktan uzak olmayı içimizden geçiriyoruz. Ama olmuyor, günün karmaşası, koşturması içinde elbirliğiyle farkına varmadan oluşturduğumuz Mutsuzluk Kulübü bir türlü yakamızı bırakmıyor. Öyle gidiyoruz işte!
            Yaşam alanımız içinde acilen ruhsal sağlık kontrolünden (ruhsal check up)  geçerek mutluluk şarkılarını yazmaları, bu şarkının nağmelerini içten bir şekilde söylemeleri gereken o kadar çok insan var ki! Yaşamın küçük mutluluklarını görmezlikten gelerek büyük zevklerin peşinden koşanlarla başlayabilir, hemen arkasından yaşamına bir anlam katmadan, mutluluk şarkısı nedir bilmeden yaşadıklarını sananları sıralayabiliriz. Mutluluklarına değil de geleceklerine yatırım yapan, mutluluğu parada, malda, mülkte ya da saygınlıkta arayanlarla devam eder gider listemiz. Başkalarını kendilerinden daha çok düşünenler de, dikkatlerini hedeflerinin üzerine odaklayacaklarına, endişelerinin ve korkularının peşine takılarak dağıtanlar da var tabii ki aramızda. Kendi mutsuzluklarının sebebini ve çözümünü kendi sorumluluk alanlarında değil de başka yerlerde arayanları, yaşam alanlarında her şey olumlu gittiği halde yaşama sevinçleri olmadığı için yine de mutsuz olanları da unutmayalım bu arada.  
             Nasıl oluyor da insanların çoğu en elverişli görünen şartlarda bile bir türlü mutlu olmasını beceremiyor ve bu yüzden hayatları sürekli sızlanma, sürtüşme, çekişme ile geçiyor? Birçok insanı sonunda ruh hastası yapan tedirginlik, endişe ve huzursuzluğun kaynağı ne ola ki? Niçin bunca insan geride kalan yıllara bakarak geçen günleri boşuna harcadığı duygusuna kapılıyor? Evet, neden insanoğlu aradığı ve özlediği mutluluğu bir türlü yaşayamıyor? Niçin birçoğumuz mutlu olabilmek için yerine getirmemiz gereken şartlar olduğuna inanırız? Neden mutluluğu yaşatacak ruhsal süreçleri uygulamaktan kaçınanların, yaşadıkları anın kıymetini bilmeden gerçek yaşamlarını feda edenlerin sayısı adeta çığ gibi büyüyor? Neden sıkıntıdan patlayan insanların sayısına paralel olarak mutsuzluk kulübünün üye sayısı da gün be gün artıyor? Bu kadar soruya, bu kadar olumsuzluğa, bu kadar mutsuzluğa bakınca da insanın aklından şunları sorası geliyor: Acaba mutluluk bahçesi, kayıp bir cennetin içinde de, biz onu yanlış yerlerde mi arıyoruz? İçinde yaşadığımız bu dünya başka bir gezegenin cehennemi mi yoksa?  
             
            Peki, ne şekilde mutlu olmayı becerebiliriz ki? Bunun için zevkleri çoğaltarak hayattan ve her andan yararlanmamız mı gerekiyor? Başarı peşinde koşarken en çılgınca tutkularla sarhoş olmak mıdır bizi bekleyen? Hayatın amacı mutlu bir şekilde yaşamak mıdır? Mutluluğu sağlam bir zemine oturtmak ne kadar mümkün acaba? Kendimizi nasıl anlayabilir, hazza nasıl ulaşabiliriz? Mutlu olmak için yüzde yüz garantili yolların olduğu doğru mudur acaba? Bu duygunun peşinden koşmak, bizi sürekli olarak karamsarlıkla iyimserlik, sevinç umudu ve boşa çıkmış beklentiler arasında bir girdap gibi gidip gelmeye mahkûm eder mi? Doğru dürüst bir gelecek elde etmenin en iyi yolu şimdi mutlu olabilmeyi becermemizde mi gizli? Hiçbir garantisi olmasa da mutluluğu hak edecek şekilde yaşamak için ne tür bir uğraş içine girmemiz lazım? Hayat sadece yaşamayı seven için değerlidir, mutluluk, hayatı sevgiyle dolu, kendini sürekli geliştiren bir insanın yüreğindeki büyülü ışıktır sözünün altına bizim de imza atmamız yeterli mi? 
             Aslında mutluluk gerçekten de en büyük duygusal değerdir ve hayatta kabul görecek en büyük başarıdır. Mutlu olmak bir kendini yönetme sanatıdır ve o bir yaşam hakkıdır; bu dünyaya ayak bastığımız anda bize verilmiş bir haktır ve her günün her anında bizimle olmalıdır. Fakat onu kullanabilmeyi, hayata geçirebilmeyi hak edip etmediğimiz daima bize, mutluluk şarkısını yazmadaki ustalığımıza bağlıdır. Ciddi bir şekilde düşünürsek insanoğlunun kendini mutsuzluktan daha fazla adadığı pek az şey vardır şu dünyada. Eğer salt mutsuz olalım diye bizler yeryüzüne yerleştirilmiş olsaydık, görevimizi bu kadar içten, bu kadar büyük bir coşkuyla yerine getirdiğimiz için kendimizi kutlayabilir, kendimizi ödüllendirebilirdik. İşte, kendilerini acı da olsa bu konuda kutlamaları gereken, yani yaşamaktan yana tüm heveslerini, yaşama olan tüm ilgilerini kaybetmiş, adeta duygusal bir işkence içinde olan bu insanları gördükçe rahmetli Can Yücel’i ve onun 'Ben Her Bahar Gitmek İsterim!' şiirindeki şu dizelerini hatırlıyorum.               
Hayatta kalabilmek için
Bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani...
Ne saçma!

 
 
                                               
 
 

USTALARA SAYGI

Düşünceleri, sözleri, davranışları, fotoğrafları, şiirleri, resimleri, makaleleri,
kitapları, ve eylemleriyle nesilden nesile birçok insanın yaşam sanatıyla
tanışmasına katkı sağlayan ve bizlere yaşamın hazinelerine sahip
olabilmemiz için deneyimlerini aktararak yaşam koçluğu yapan ustalar…
 
Cesare Pavese, Josef Kirschner, Harry Benjamin, Scott Peck, Deepak Chopra,
Nazım Hikmet, Ayn Rand, Guy de Mapussant, Leo Buscaglio, Melih Cevdet Anday,
Karen Horney, Jostein Gaarder, Walter Ruban, Alan Watts, Crispin Sartwell,
Hannah Arent, Wilhelm Reich, Arthur Schopenhauer, Hz. Muhammed,
Meister Eckhart, Erich Fromm, Alfred Adler, Victor Hugo, Henorio de Balzac,
Lev Tolstoy, Halil Cibran, Mevlana, Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaş Veli,
Frederisch Nietsche, Yunus Emre, Hallac-ı Mansur,
OSHO (Bhagwan Shree Rajneesh), Viktor Frankıl, Paulo Coulha, Oscar Wilde,
Dostoyevski, Hipokrat, Kemal Efendioğlu, Jiddhu Krishnamurti, Ömer Hayyam,
Carl Jung,  René Descartes, Rolla May, Ken Keys, Dalai Lama,
Stephen Zweig, Umberto Eco, Alain de Botton, Irwin Yalom, Orhan Hançerlioğlu,
Goethe, Samuel Smiles, Ahmet Hamdi Tanpınar, Neale Donald Walsh,
Rob Persons, Hz. Ali, Laszlo Versenyi, Hüseyin Avni Dede, Muhandas Gandhi,
Mustafa Kemal Atatürk, Sokrates, Aristo, Epikuros, Hyrum Smith,
Abidin Dino, Albert Ellis, Ferididdin-i Attar, Robert A. Harper,
Buddha (Siddharta Gautama), Hz. İsa, Aldous Huxley, V.G.Belinski, Herman Hesse,
Platon, Bertan Onaran, Bertrant Russell, Anthony Robbins, Engin Geçtan,
Nikos Kazancakis, Cemal Gulaş, Claude Levi-Strauss, Toksöz B. Karasu,
Og Mandino, Oktay Sinanoğlu, Robert Pirsig, Daniel Goleman, Boris Pasternak,
Konstantin Kavafis, Ara Güler, Dan Millman, Nil Gün, Mark Albion,
Bernard Werber, Van Gogh, Pat Mesiti, Shunryu Suzuki, Macit Gökberk,
Maharishi Manesh Yogi, Albert Einstein, Stephen Covey, Sanaya Roman,
Nermi Uygur, Wayne Dayer, Tezer Özlü, Shad Helmstetter, Richard Bach,
James Joyce, Can Yücel, Martin Heidegger, William Shekaspare, L.Ron Hubbard,
İlhan Güngören,  Peris Hefferline Goodman, Clarissa P. Estés, Karen Alexander,
Dorothy Corkille Briggs, Elisabeth Kübler-Ross, David Kessler, Ömer Hayyam,
Susanna Tamaro, Montaigne, Wilhelm Capelle, Immanuel Kant, Cervantes,
Voltaire, Mark Twain, Harry Lorayne, Blaise Pascal, Frank Vertosick,
Ayda Yörükan, Isaac Nevton, Albert Camus, Henry Thoreau, Ali Yüce,
Farabi, Konfiçyus, Hanri Benazus, Eckhart Tolle, Frederic Vester,
Richard Carlson, Lobsang Rampa, Luis Espinoza ve burada isimlerini anamadığımız
binlercesine…Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. 

Panel Eğitim ve Danışmanlık Merkezi