ANASAYFA
 
    Seminerler
 
    Yaşama Sanatı
 
    Yaşam Koçluğu
 
    Kurum Özgeçmişi
 
    İletişim
 
    Seminer Kayıt
 
    Seminer Hatıraları
 
    Bir Seminer Sonrası
 
    Kitaplık
 

 
 
Duyurular

Ziyaretci Defteri
OKU | YAZ

Noktanet Tasarım  & İnternet Hizmetleri
Yaşama Sanatı Yaşama Sanatçısı
 

SAFFET DAĞDEVİREN

Bin dokuz yüz ellili yılların başlarında bir bahar sabahı başladı bu dünyadaki yolculuğum. Ankara’nın en eski gecekondu mahallesinde geçen okul yılları: ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite. Bu zaman dilimi içinde ailem, öğretmenlerim okumayı öğrettiler bana, bencil olmamamı söylediler, yurttaşlık bilgisi, tarih ve coğrafyayı ezberlememi, kimya ve matematik problemlerini çözebilmem için mantığımı kullanmamı salık verdiler.
 
Onca yıl boyunca öğrendiklerimle ben iyi bir iş sahibi olacaktım, yaşamımda başarılı bir “Saffet” olarak anılacaktım. Olmadı, hem ailem hem öğretmenlerim bu noktada çok önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırdıklarını fark edemediler.
 
Bana (büyük bir ihtimalle size de), yaşama yalnızca bir geçim kaynağı olarak bakmam öğütlenmişti. Yaşama bir şeyler kazanmak amacıyla hazırlanırsam yaşamın asıl konusunu ihmal edeceğim söylenmemişti. Yaşamı anlamanın, mutlu olmanın, sınavlara hazırlanmaktan, matematikte, tarihte ya da herhangi bir derste bilgili, başarılı olmaktan daha önemli olduğu hatırlatılmamıştı.
 
Aslında yalnız ben değil, hepimiz aynı tuzağa düşmüştük, okuyacak, bir iş bulacak ve evlenip çoluk çocuğa karışarak bu işin üstesinden gelebilecektik, çünkü öyle şartlandırılmıştık. Ama olmadı, geleceğimizi okuyamadılar ve bizler zar gibi yaşamın ortasına atılıverdik. Ve hiçbir hazırlığımız olmadığı için de yaşamdan, sonsuz düşlerimizden ve mutluluktan hüzünlü bir şekilde vazgeçmek zorunda kaldık.

Oysa “Yaşam bir fırsattır. İyiye veya kötüye kullanmak sizin elinizde. Bu size bağlı bir şey. Sizin dışınızda kimse bundan sorumlu tutulamaz. Sorumluluk her bireyin kendisine aittir” diyebilirlerdi, demediler.

“Hayatının sonunda geriye dönüp baktığında yalnız molalarda yaşadığını görmek istemiyorsan; hayattayken yaşa” da demediler.

Bırakın bunları “Mutluluğun mala, mülke, iktidara ya da prestije değil, sevgi ve saygıya dayalı insan ilişkilerine, insanın kendini tanımasına bağlı olduğunu” da hiç gündeme getirmediler.

Hızla değişen ve çoğu zaman kafamızı karıştıran bu dünyada yalnız olmadığımı biliyordum. Bu dalgalı sularda birçok insan gibi bende aynı gemide, aynı zor tercihlerle karşı karşıyaydım. Bu ruh hali içinde kendi geleceğimle ilgili önemli kararlar vermenin öncesinde bütün zamanım mutsuz, kendisini üzüntü ve umutsuzluğun altında ezilmiş insanları (kendim de dahil) gözlemleyerek geçiyordu. O güne kadar yaşama bağlı kalmanın yolunun mutluluktan geçtiğini çevremin de etkisiyle hiç düşünmemiştim. Ruhsal check-up’tan geçip, kendimi yeniden yapılandırmazsam hayat gösterisinin çoğunu kaçıracağım gün gibi aşikardı.

Paltomu vestiyere bırakıp eğlenceye katılmalı, bu olağanüstü yaşamın tadını çıkarmalıydım. O günlerde bir kitapta okumuştum: “Evren olduğu haliyle mükemmeldir. Değişmesi gereken SENSİN!” Yaşam denilen bu şölenin içinde olmak istiyorsam bu sözün peşine takılmalıydım. O zaman hem kendim için doğru olan bir hayatı yaşayacaktım, hem de hayat benim için yeniden doğacaktı.

İsteklerimin gerçekleşebilmesi için önce ne istediğimi bilmem gerekiyordu. En çok neyi yapmaktan hoşlandığımı keşfetmeli, hoşlandığım işi yaparken de para kazanmanın yollarını bulmalıydım. Karar verdim!. Yaşamın zorlukları karşısında güçlü kalmak, yaşamın sancılı zamanlarında bile onun zevkini çıkarabilmek için bir amaç (vizyon) belirleyecek ve ona ulaşmaya çalışacaktım. Arthur Schopenhauer’in dediği gibi “hayatımı düşünerek” geçirmeli ve Cesare Pavase'in deyimiyle "eylem insanı" olmam gerektiğini unutmamalıydım. Gitmek istediğim yere, vizyonuma nasıl varabileceğimi belirleyebilmek, yolculuğumun haritasını çıkarabilmek için işe önce nereden başlamakta olduğumu saptayarak başladım. 

Yolum uzundu, bunun bilincindeydim. Adım adım mücadele etmek, hedefime ulaşabilmek için düzinelerce görev, ayrıntı ve engelle uğraşmak zorundaydım. Yanlız faturalarımı ödemek için değil, öncelikle kendimi tanımak, mutlu olmak için yaşamalıydım. İçinde bulunduğum çevreye mutluluk adına nasıl daha çok katma değer sağlayabilirim diye çaba göstermeliydim ve belki de en önemlisi bir şey için yaşamalıydım.

Bir “Yaşama Sanatçısı” olarak vizyonumu ve ideallerimi bu dünyanın pratik gerçekleriyle dengelemek, kendimi ve başkalarını oldukları gibi kabul etmek ve yaşam adına tecrübelerimi, bilgilerimi ailem, arkadaşlarım ve eğitimime katılanlarla paylaşmak tek yaşam amacım olmuştu.

Mevlana, Divan-ı Kebir’in yedinci cildinde şöyle der: “…bir istek, bir ideal için yola çıkan kişinin karşılaştığı zorluklardan şikayet etmeye hakkı olamaz” Sizce de haklı değil mi? Benimde geleceğe yönelik olarak hayalimde yarattığım güçlü umut, hem geçmişin acılarından sıyrılmamda, hem de mevcut sıkıntılara katlanma yürekliliğini göstermem de çok etkili oldu. Hayata sıkı sıkı sarılma anındaki umudum basit bir beklenti veya sıradan bir arzudan ibaret olmamalıydı. Basit olması durumunda biliyordum ki engellenebilecek veya vazgeçebilecektim. Umudumun hayal kırıklığı ile sonuçlanmaması için “sarılmaya değer bir amaca" yönelik olması gerekiyordu. Öyle de oldu.

Artık yaşamım boyunca unutmamam gereken bir ilkem var: Öldüğüm zaman mezar taşımda (olursa tabii) iki tarih yazılı olacak. Ve beni ziyerete gelen tüm sevdiklerim, arkadaşlarım bunu okuyacak...İşte bütün mesele bu tarihler arasında neler olup bittiği.

  • Saffet Dağdeviren
  • Doğum tarihi: 12.05.1952
  • Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi Mezunu.
  • SEGEM (Sınai Eğitim ve Geliştirme Merkezi) Genel Müdürlüğü'nde 10 yıl çalıştı.
  • Panel Eğitimi 26 Şubat 1990 yılında kurdu.
  • 28 yıldır eğitim dünyası içinde.
  • Birçok gazete ve dergide röportajları ve yazıları yayımlandı.
  • Hobi olarak sürdürdüğü konular içinde yer alan "Kuş Evleri” yazı ve fotoğrafları Amerika, Finlandiya ve Birleşik Arap Emirliklerinde yayımlandı.
  • Yaşama Sanatı, Yönetici Geliştirme, İletişim Becerileri konularında ve Evlilik Okulu seminerlerinde konuşmacı.
  • Yaşam Koçluğu programını geliştirdi.
  • 2010 yılı içinde deneyimlerini paylaşacağı kitabı okurlarına kavuşacak.
  • Eşi Esma, Kızları Göksu ve Gökçe'yle birlikte yolculuğuna devam ediyor...  

                                                                                                                 

 

 


 
  Bu yazıdan çıktı ver  
 
Panel Eğitim ve Danışmanlık Merkezi